Kaan Göktaş yazıyor
“Esselamünaleyküm kör kadı” diyerek, peşrevi atlayıp doğrudan konuya girelim. Geçtiğimiz pazar günü, Silivri Belediyesi’nin düzenlediği 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü etkinliği, kapsam ve içerik bakımından, bugüne kadar Silivri Belediyesi tarafından düzenlenen basına yönelik etkinliklerin bence en iyisiydi.
Hüseyin Turan döneminde düzenlenen, toplanılıp yemek yenilen, içkili olunca matbuat taifesinin gecenin bir yerinden sonra sapıtıp birbirine sataşmaya, laf sokmaya başladığı, içkisiz olunca 4. Muratvari benzetmelere konu olan, istisnasız her gazetecinin söz alıp “dürüstlükten, tarafsızlıktan” bahsedip mangalda kül bırakmadığı, ne var ki kimsenin de gecenin sonunda uzayıp-kısalmadığı etkinliklerden sonra, 24 Temmuz’da “idare-i maslahatçılık” eden Silivri Belediyesi’nin yeni yönetimi, 10 Ocak etkinliğine güzel hazırlanmış, güzel düşünmüş… (Ancak ben yine de Hüseyin Turan dönemi basın bayramı, gazeteciler günü etkinliklerinin tek bir noktasını özledim, gecenin sonunda iktidar yalakası, muhalifi, fırıldağı, iktidarın kendisi, muhalefetin kendisi piste çıkar, karşılıklı göbek atıp gerdan kırardı… Keşke Melis kardeş de bu etkinliğin kokteyl bölümüne bir davul, bir da klarnet soksaydı, Apo’ya gerdan kırıp, Özcan Işıklar’ın önünde “yapıştır yapıştır” diye bayılsaydım…)
Etkinliğin konuğu Ahmet Hakan Coşkun’du… En son geçtiğimiz genel seçimlerde görüştüğüm, Hürbakış’ta ilk gazeteciliğe başladığım yıllarda, ben Silivri’de çömezin de çömezi bir muhabir veletken, merkezde benim müdürüm olan Ahmet Hakan…
Bölge gazetecilerinin -ki bir kısmı da benim gibi kendisiyle çalışmıştı zamanında- Ahmet Hakan’la sohbeti bir fayda sağladı mı, orada bulunan, gazeteciliğe -göreceli olarak- yeni başlamış arkadaşlar, mesleki gelişim adına bir kazanım elde etti mi, sorulan soruların, masaya yatırılan sorunların çözümü için bir adım atıldı mı, orası meçhul… Gerçi bu “sohbetin” böyle bir amacı var mıydı, bu da ayrı… Bir avuç yerel basın mensubunu, eskiden aynı bölgede, hatta kimiyle aynı gazetede çalışan, daha sonra (meslek jargonuyla) “ulusala” kapağı atan, şimdi Türkiye’nin en büyük gazetesinde yazılar yazıp her gün yüz binlerce kişiye kendisini okutturmayı (o veya bu şekilde) başaran bir isimle buluşturma hoşluğundan, memleketi olmasa da yerel basını kurtaracak projeler ortaya koymak gibi bir amaç beklemek, biraz “safdillik” olur, o da en kibar tabirle.
Ancak bu etkinlik, asıl amacından farklı bir konuda gündeme gelmeyi başardı. Zülfü Livaneli’nin kitabından alıntılayarak “Eski Türkler’de bir adet varmış, aralarında biri yükseldi mi, başarı gösterdi mi, ‘bu kişi bizim aramızdan çok Tanrı katına yakışır’ diyerek onu asarlarmış.” diyen Özcan Işıklar, ne hikmetse göreve geldiğinden bu yana, “Silivri’nin değerlerinden birini” asmaya değil, yüceltmeye niyet etti, “Ahmet Hakan’ın ismini Silivri’de bir caddeye vereceğiz.” dedi.
Demesiyle birlikte “muhalif sesler” de yükseliverdi… Konuyu Alptekin Yıldız’ın dün yazdığı ve yaygın internet sitelerinde de kısmen yer bulan köşe yazısına getireceğim.
Alptekin, Ahmet Hakan’ın isminin Silivri’de bir caddeye verilecek olmasını eleştirmiş. Hakkını yemeyelim, Alptekin Engin Ardıç’ın tabiriyle “solcu olmak için illa gerizekalı mı olmak lazım?” dedirten kimi fikirdaşları gibi meseleye “bir insanın yaşarken heykeli dikilmez, ismi caddeye, sokağa, binaya verilmez” aptallığıyla yanaşmıyor.
Alptekin’in itirazı başka yönden; Ahmet Hakan’ın Silivri’de bir dönem gazetecilik yapmaktan başka Silivri’ye ne değer kattığını, Silivri’den ayrıldıktan sonra geriye dönüp Silivri için ne yaptığını, Silivri’ye ne faydası olduğunu soruyor, tartışmaya açıyor.
Ama Alptekin bunları yazarken çelişkilere düşmüyor değil…
Yazısını okuduktan sonra aklıma ilk gelen, “Uğur Dündar Caddesi” oldu. Silivri’deki Uğur Dündar Caddesi… “Alptekin Yıldız mantığıyla” bakarsak olaya, şunu sormak gerekir. Uğur Dündar, Silivri doğumlu olmaktan başka Silivri’ye ne değer katmıştır? Bugüne kadar, sel zamanı gelip yaptığı sokak röportajından başka (ki onda da “memleketinde bile” bir adım arkasından ayrılmayan korumasıyla gayet antipatik ve iticiydi) Silivri için ne yapmıştır? Gazetecilik hayatı boyunca (Cem Güner dahil) hangi Silivrili gazetecinin elinden tutmuş, Silivri’deki veya bölgedeki yerel basın ile ulusal basın arasında köprü kurmak için tek bir adım atmış mıdır? Hatta ve hatta Uğur Dündar, memleketi Silivri ile ilgili haberleri takip etmekte, bir gazeteci olarak, hem de elinde fena halde imkanları olan bir gazeteci olarak, bu haberlerden kayda değer, üstüne gidilmeye değer olanlardan ilaç için tek bir tanesini alıp işlemiş, o haberi “eşek osursun yel götürsün statüsünden” yükseltmiş midir?
Aynı mantıkla, Şahin Özer Caddesi örneğini de, benzer sorularla çok rahatlıkla öne sürebiliriz…
Peki Uğur Dündar’ın ismi Silivri’de, yine CHP’li bir Belediye Başkanı tarafından bir caddeye verilirken, Alptekin Yıldız uyuyor muydu? Hiç sanmam…
Tamam Uğur Dündar için de “solcu” diyemeyiz ama “solcu” Alptekin Yıldız için, “öteki mahallenin çocuğu” Ahmet Hakan’dan evla idi sanırım…
Bana sorarsanız “Ahmet Hakan mı, Uğur Dündar mı?” diye… Silivri’de doğmayan Ahmet Hakan’ı, Silivri’de doğan Uğur Dündar’a, Silivrili olmayan Ahmet Hakan’ı, Silivrili Uğur Dündar’a, anne-babasını zaman zaman Silivri Sahili’nde çay içerken gördüğüm, e Hürriyet’te, CNN Türk’de her Allah’ın günü Silivri’den bahsedecek değil ama zaman zaman Silivri’yi yazan, Silivri ile ilgilenen, gönlünün bir köşesi, ilk gençliği Silivri’de geçen Ahmet Hakan’ı, Uğur Dündar’a kırk kere tercih ederim.
Hamiş : Bu ısrarlı tercihimde ve savunumda, pazar günü Ahmet Hakan’ın eline kitabımı tutuşturmamın ve günlerdir köşesinde kitabımdan bahsetmesini, en azından bir başkasına “refere” edip, “kıyak geçmesini” beklememin en ufak bir tesiri yoktur. Aksini iddia eden yalancıdır, müfteridir, liboştur.

Kategori :
Anahtar kelimeler: 



